18 Haziran 2020 Perşembe

Kezban Mağarada "Unga Munga"

Hepinize Tekrar Merhaba!   

      Görüşmeyeli nasılsınız? Hepimiz biraz daha büyüdük, olgunlaştık bu sürede. Başımıza neler neler geldi kim bilir? Dile kolay son yazıdan beri üç sene geçmiş. Ama biz bu derin düsüncelerden bir süreliğine uzaklaşıp, tüm o sıkıcı, yorucu gündemi bir kaç dakikalığına bırakıp, Fransa dağlarında gezintiye çıkıyoruz. Ne dersiniz? İyi plan bence! Hadi o zaman!

Bir mağara kadını olarak ben. Nemden, yağmur yemekten saç baş dağılmış; ama doğanın verdiği huzur ve dinginlikle mutlu!

      Son zamanlardaki ekürim, iş yerinden arkadaşım Nico. (Kendisi başka bir yazının konusu olabilecekken, bu yazının yancısı) Bu yazıda bulunan fotoğrafların bir tanesi hariç hepsi Nicola'ya aittir, kendisine çook tesekkür ediyorum. Merci pour l'autorisation d'utilisation des photos! Gördüğünüz üzere fotoğrafa olan ilgimiz bizi dağlara vurdurdu. Bunda biraz Covid Virüsü'nün şehir gezmesi yapmamıza taş koyması da olabilir, olmayabilir de; çünkü buralarda yaşayanlar genel olarak, doğasından dolayı Grenoble (gırönobl)'a aşıktır. Ama ben pek sevmiyorum Grenoble'u. İlk zamanlar gerçekten zordu. Şehrin büyüklüğü (ya da küçüklüğü mü desem), alışveriş imkanları (avm yok ya, bu insanlar nasıl yaşıyor, var da küçük), buradaki nehrin -Isere- büyüklüğü (yani küçüklüğü) ve buraya ilk geldiğimde başımdan geçen türlü talihsizlikler, bana şehri gelir gelmez zehir etti. Zaten önceden de sevmezdim. Tam bir süt oğlan anlayacağınız. Hatırladığım kadarıyla yaz ayları da çekilmez bir şekilde sıcak geçiyor. Amaan ne çok söylendim, gerçek bir Fransız olmuşum. Bu arada evet vatandaşlığı da sonunda aldım. O da başka yazıyı hak eder. Bu kadar önemli şey içinde sizin için seçtigim konu biraz şaşırtıcı olabilir; çünkü mağaralar candır:p

      Bu haftasonu hava yağmurlu olduğu için ne dağa gidebilirdik, ne de önceden planladığımız gibi orta çağ köyünü ziyaret edebilirdik. Üstelik benim de biraz geç hazırlanmam da yeni planlarımıza kolaylık sağlamayacaktı. Normal buluşma saatinden bir saat sonra beliren ben ve arkadaşım tam olarak olmasa da spontane bir şekilde mağara gezmeye karar verdik (önceden konuşulmuştu konu ama kesin bir karar yoktu saatle ilgili ve elbetteki bir gün önce boş olan bütün yerler şimdi kımıl kımıldı). İnternetten almalı ya biletler, bize de 1 saat 35 dakika sonraki yer kalmıştı.

https://www.visites-nature-vercors.com/fr/choranche/decouvrez-choranche/
Lazım olur mu?

Bir saatlik araba yolu, yağmur, ilk defa gidilen yerin bilinmezliği ve saire değişkenleri arasından, yaparsın yapamazsın muhabbetini kısa tuttuk ve gitmeye karar verdik. Let's the macera begin!

      Arabaya atlayıp, dünden bugüne değil de, sabahtan akşama değil de, çabuk çabuk, telaş yapmadan Vercors Bölgesi'nde bulunan mağaramıza doğru yola çıktık. Yol harika idi. Manzara, dağlar, taşlar, geçitler rüyadan başka bir şey olamazdı. Sanırım Grenoble aşıklarına hak vermeye başlıyordum. Geçen haftalardan da temelim var bu arada (bir iki zirve yaptık yane). Instagram hesabından (hakikiparislikezban) takip ediyorsaniz görmüşsünüzdür zaten. Rüya gibi bir yoldan sonra, GPS (olmasa da olurdu) ve tabelaların yardımı ile kolayca mağaranın olduğu yeri bulduk. Dünyanın en güzel park yeri bizi karşılamış olabilir. Cennette bir park yeri düşünsenize. Dağların içinde, minik şelaleler ile çevrili, yemyeşil ormanların arasındasınız ve yağmur kokusu.

                           

      Biletlerimizi (ben öğrenci tarifesinden 10, arkadaşım tam 11,5€) takdim ettikten sonra 300 metre kadar daha bu manzara eşliğinde yürüdük. Her adımımızda "Aa harika, aa muhteşem" demekten ilerleyemedik cidden. Bi' de fotoğraf makinemin kartını evde unutmuş olmasaydım galiba hiç ilerleyemezdik!? Yazık ki ne yazık! Ben ettim, siz etmeyin! Fotoğraf makinesiz kesinlikle gitmeyin, arkadaş tavsiyesi. Mağaranın girişinde tam saatinde rehber belirdi. Sempatik bir adamdı. Maskesiyle, kimsenin bilet indirimiyle ilgili belgesini sormadan, biletleri kontrol etti ve tur başladı. Elbette mağaralara rehbersiz girilmiyor. (Bi' de maske!) Milyonlarca yılda oluşan bu güzelliklere zarar verme riskini kimse almak istemez, değil mi? Tam tarih de bu doğa harikasina zarar vermemek için belirlenemiyor, çünkü testler yapılırken doku zarar görüyor. (Jeolog arkadaşlar bizi aydınlatabilirler gerek görürlerse.) Hem de bizim mağara yani la Grotte de Choranche gibi nadir bulunanlardan ise. Yukardan iplik gibi süzülen sarkıtlar, bir de Bolivya'da mı bulunuyormuş ne! Yanında nefes alsan bile kırılacak narinlikte bir dünya harikası.


Milim milim milyonlarca yılda oluşan bu sarkıtların meydana gelmesi için gereken mikro çatlaklar, yağmur suyunun süzülüp kireçle birleşerek bu hale gelmesinde rol oynuyor. Ayrıca bu oluşum için düz sayılabilecek bir tavan da gerekli.

Mağaranın içinde dereler, sarkıtlar, dikitler, sütunlar ve Balkan ülkelerinden birinden getirdikleri (sanırım Transilvanya, demişti yani Romanya) "Protée"(prote) dedikleri mağara yaratıkları vardı.

                         

Toprak altı sularındaki kirlenme, bu canlıların hayatını tehlikeye attığı için buraya getirmişler. Ne kadar doğrudur bilemeyeceğim; ama şimdilik Balkan ülkelerinin bu tarih öncesi canlıları çok da umursayacağını sanmıyorum. Burada ortama uyum sağlama çalışmaları yapıyorlarmış ama yirmi yıldır herhangi bir üreme de görülmemiş. Zaten aşırı derecede soğuk kanlı olan bu yaratıklar on yılda bir üremeye lüzum görürlermiş. Yani mum yakıp, romantik bir ortam oluşturma çabaları nihayetine eremeyebilir. Yavaş yavaş olur inşallah, ne diyelim, onlar ersin muradına biz çıkalım kerevetine. Onları fazla rahatsız etmeden turumuza devam ettik. Her mağara da olduğu gibi iç sıcaklık sabit, ve sabit bir şekilde soğuk. Öyle tişörtle falan gidip de kendinizi rezil etmeyin. Altı kaygan zemin için uygun ayakkabılar da iyi olur. Gerçi bu mağarada çok fazla atraksiyon yoktu o açıdan ama topukluyla gitmenizi de tavsiye edemem sonuçta. Turun sonunda bir de yüz basamak çıkarak (çok değil merak etmeyin) mağaranın başka bir katına ulaşıyoruz. Orada bizi bir ışık ve müzik gösterisi bekliyordu. Lyon Işık Festivali'ni gördüğüm için ukalalık ederek söylüyorum ki, kötü bir gösteri değildi; ama kesinlikle lüzumu yoktu.

                             

 Biz oraya sarkıtları, dikitleri, sütunlari görmeye gitmişiz. Doğa ile buluşmaya, yapay şeylerden uzaklaşmaya. Yani oradan bir pop star çıkmaz.

      Çıkışta da yine muhteşem manzaralar, çiçekler ve yağmur eşliğinde yan tarafta bulunan bir kafeye gittik. Müzenin restaurantı kapalıydı ve biz açlıktan ölüyorduk; çünkü zeki gibi ikimiz de gün boyu bir şey yememiştik ve artık saat üç olmuştu. Kafeye gidince aç gibi her şeye saldırdım; çünkü açtım.

                             

Ama hepinizin tahmin edebileceği üzere dağ başında, hele bir de bölgesel ve bio ürünlerse, söz konusu fiyatlar üçle beşle çarpılıyor. Uzun lafın kısası hayatımda yediğim en güzel kazıktı, diyebilirim; çünkü raviyoli (mantı gibi bir şey) hayatımda yediğim en iyisiydi. Artık bio oluşu muydu, yoksa bölgeselliği mi, yoksa iç ısıtan fiyatları mı bilemem, harika bir şeydi.

Hiç kibar mibar yemedik, bildiğin vahşiler gibiydik!

Sanırım yine olsa yine yaparım. Alır yerim evet, pişman değilim. Ama yine deee bazen düşündüğümdeeee, bir gün gelir deeee... (Fatih Erdemci'ye saygılar)



                                                 17/06/2020, Grenoble

2 yorum:

  1. Ne güzel yerler. Sizlerin sayesinde bizler de oraları görmüş gibi olduk. Böyle aktivitelerin de olduğunu bize hatırlattığınız için çok teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, ne demek buyuk bir zevkle. Ben de guzel yorumunuz icin size cok tesekkur ederim. Takipte kaliniz efendim.

      Sil

Hı hı evet! Hımmm...Devam edin lütfen...hımm..